YAZIHANE


YAZIHANE

 

 

 

19.4.2014 günü , öğleden sonra, şiddetli bir yağmur sonrası arkadaşlarımla birlikte yıllardır merak ettiğim Karaköy’e gittik.
Bu yöreyi iyi bilen ve Urla’nın eski köyleri ile ile ilgili detay bilgisi olan Ertan İplikçi ile birlikte böyle bir yere gitmenin bilmediğiniz bir çok önemli bilgiyi öğrenmenize yardımcı oluyor. Bu gezide Erdoğan Tınaz ve Buca dan dostum Osman Ergündoğar’da bize eşlik ettiler. Bu köy neresi diye sorduğunuzda aslında çoğunuzun yıllardır önünden geçtiğiniz bir köy olduğunu söylemek istiyorum. Çeşme ve Alaçatı’ya otobandan giderken, Alaçatı’ya yaklaştıkça , yolun sağ tarafında kalan, yamaçta evlerinin çoğunun yıkık olduğu köy. Bu köye gitmek için , Otobandan, Zeytinler çıkışından ayrılıp, eski yola dönmek, Köstem Müzesini geçip , Germiyan köyü yol ayrımından sonra yaklaşık 3 kilometre kadar gittikten sonra sola ayrılan yola girmek gerekiyor. . Yol bir mıcır işletmesinin içinden geçiyor ve daha sonra köye giden eski tarihi yola giriliyor. Yola girdiğimde bir şey dikkatimi çekti. Aslında yolun tabanı yöre taşları ile döşenmişti, daha sonra belliki üzerine mıcır vs gibi bazı malzemeler atılmış. İyiki yolu asfaltlamamışlar. Ama korkum o ki her an asfaltlanabilir. 

Ana yoldan ayrıldıktan sonra , mıcır ocağını geçince yol ikiye ayrıldı sola devam ettiğimizde kendimizi köyün içinde bulduk. Çok ilginç bir köy. Girer girmez, yolda, duvarlarda, her yerde tarihi değeri olan taşlarla karşılaşabiliyorsunuz. Köyde genç biri ile karşılaştık. Adının Kemal ( Kemal Lokmacı ) olduğunu öğrendik.Köyle ilgili sohbet ettik, az sonra kardeşi geldi, Mustafa . Köyde hayvancılık yapıyorlarmış. Çok candan insanlar, dost insanlar ve köylerinin tarihi ile de çok ilgililer ve bilgi sahibiler. Bu türlü köylere gittiğinizde köyleri ile ilgili bu kadar detay bilgi sahibi olan insan sayısını azdır. Babaları Ali Lokmacı köyün muhtarı. Köyün seçimle gelen muhtarı olduğunu duyunca hayret ettim çünkü ayakta kalmış gibi görülen 3-4 ev mevcut. Köyde 15 kişi oturuyormuş ve 22 kişi oy kullanmış. Bu dönemki muhtarlık seçimini ve mücadeleleri düşününce çok rahat bir seçim dönemi geçirdiğini öğreniyoruz. Bu bölgedeki az sayıda eski Türk köylerinden. Bu köyü kuranlar yörüklermiş. Mustafa 6 kuşak öncesine kadar büyük babalarınının isimlerini saydı. Kemal ve Mustafa hayvancılık ile geçiniyorlar. Köyde küçük baş ve büyük baş hayvan yetiştiriyorlar. Geçen yıl otoban tellerini keserek 4 ineklerini çalmışlar ve hırsızlar bulunamamış. Kemal Jeoloji mühendisi, Mustafa Maden mühensidi. Bir süre kendi mesleklerinde çalışmışlar ama işten ve kentten sıkılmışlar, hep doğayı özlüyorlarmış, mühendisliği bırakıp köylerine gelmişler, iki kardeş uzun süreden bu yana hayvan yetiştirmeğe başlamışlar.Evleri Alaçatı’da, biri mutlaka köyde kalıyormuş. Babaları kendilerine yardım ediyor. Köyün meydanında 4-5 adet büyük çitlenbik ağacı mevcut. Tam da çitlenbiklerin olmaya başladığı dönemde gittiğimiz için biraz toplayıp yedim. Çok lezzetli ,ağızda çok hoş aroma bırakıyor. Çocukluğumuzda da , Buca katledilmeden önce , Buca da da çok sayıda çitlenbik ağacı vardı ve toplar yerdik. Bize çitlenbik kahvesinden söz etti. Tarifini birdahaki gidişimde alacağım. Köyün meydanında yıkıntı halinde camiyi, kahvehaneyi, bakkalı gösterdi. Caminin avlusunda halen kullanılan iki büyük kuyu mevcut. Camiye gelenler bu kuyulardan abdest alırlarmış. Üzerlerinde bulunan ipli kovaları kullanarak hemen kullanılacak durumda. Caminin yanındaki parselde güzel mezar taşları olan Türk mezarlığı mevcut. 

Köy 1937 de bozulmaya başlamış, 1960 larda ciddi bir deprem sonrasında köy önemli oranda boşalmış. Ama anlatıldığından öğrendiğimiz, köyün boşalmasındaki en önemli etken, elektriğin , ve suyun olmaması. Halen de elektrik yok. Yani yoksulluk, çağdaş yaşamdan faydalanamama sadece doğu Anadolu’da yok. Kaçak elektrik kullanacak olanak ta yok, olsa da kullanmayacak insanlar. Elektrik ve su için çok uğraşmışlar, okul açılması için çok uğraşmışlar ama sonuç alamayınca da insanlar köylerini terk etmişler. Köyün girişinin hemen 50 metre yukarısında, tüm ezme taşları ve kuyuları bulunan köyün zeytinyağ işliği yıkıntı halinde duruyor. Zeytin sıkarken kullandıkları suyu, kuyularda yağmur suları ile biriktirmek sureti ile elde ediyorlarmış. Taban taşı ve altındaki taşlar görülüyor, ama üst ezme taşları yok. Belki yıkıntı altında. Aslında alternatif turizm açısından çok değerli yıkıntılar. Köydeki gezintiyi Mustafa yaptırdı ve tüm bilgileri ondan aldık. Daha sonra köyde ayakta kalan birkaç evden biri olan kendi evlerine, yağmur suyundan yapılmış çay içmeye gittik. Ağabeyi ve babası bizi karşıladı. Ev çok doğal. Ortada bir kuzine var, ve ocakta mevcut. Kışın kuzineyi kullanıyorlar, yazın ise ocağı kullanıyorlarmış. Volkanik arazi olduğu için , suda hiç kireç yokmuş. Yıllardır kullandıkları çaydanlıkta hemen hemen hiç kireç birikmemiş. Mustafa uzun süre böbrek taşı sıkıntışı çekmiş ve kum dökmüş. Köye geldikten sonra uzun süre bu suyu kullanma sonrasında, hiç yakınması kalmamış. Birdaha kum dökme olayı ile karşılaşmamış. Babaları arıcılık yaptıklarını anlattı, arıları gezdirmediklerini ifade etti. Ama buna Erdoğan usta itiraz etti. Bir halk deyişi vardır dedi, “ Arı ve karı gezmek istermiş”.Kendi köyleri okadar değerli çiçek ile dolu ki gezdirmeye hiç gerek yokmuş. Kovandan bal alırken hiçbir zaman balın tümünü almıyorlarmış, arının tüketimi için yeterli balı bırakıyorlarmış. Yoksa arıya şeker vermek zorunda kalınıyormuş ve bu da balın kalitesini önemli oranda etkiliyormuş. Yeni dönemde bal almak için şimdiden söz aldık. Yine ürettikleri diğer önemli ürünün Keçi peyniri olduğunu öğrendk. Sohbet çok güzel giderken ve tavşan kanı çaylarımızı yudumlarken, telefon geldi ve müze inşaatından ustaların bizi beklediği söylenince apar topar bu güzel sohbeti noktalayıp yola çıktık. Çok güzel üç insan tanıdık. Çok güzel ,yıkıntı ama insana huzur veren bir köy gezdik.

 

 

 

 



Etiketler



Henüz Yorum Yok
Yorum Yaz